Yerel seçimler yaklaştıkça, sanki bir yerlere yetişmeye çalışır gibi, tüm ekonomi çevrelerinde bir hareketlenme gözlemlemeye başladım. Yakın zamanda yapılacak yerel seçimler, özellikle iktidar ve muhalefet partileri arasında bir yarışa dönüşmüş durumda. İktidar ve ana muhalefet partisi özellikle birbirlerinin kesin alacağı gözüyle bakılan yerlere yüklendiklerini basın ve yayın organlarından izliyoruz.Şimdi ben olaya bir diğer pencereden daha bakmak istiyorum.
Ülkemde son zamanlarda ekonomik her türlü olumsuzluk, küresel krize mal edilmeye başlandı. Özellikle devletin bu krizde yetersiz kaldığı yönünde haberleri sürekli izliyoruz. İşsizlik sanki son 6 ayda çıkmış gibi, sanki son 6 ayda bütün fabrikalar kapanmış gibi bir tutum sergileniyor. Bunlara ek olarak yaşanan tüm ekonomik sorunların, sanki bu hükümetin yarattığı gibi bir hava estiriliyor. Sanki bundan önceki hükünetlerin yaptıkları bir kenara atılıyor.
Bir zamanlar Bülent Ecevit’in malum bir anayasa kitabı atılması olayında ekonominin allak bullak olduğunu, sadece bir kitabın fırlatılması kadar kuş tüyü bir ekonomimizin olduğunu, her gün zamlarla yatıp kalktığımızı, Türk Lirası’ndaki Ulu Önder Atatürk’ün utanan resimlerinin yer aldığı mizah dergilerini, her gün petrole gıda maddelerine ve diğer her şeye aralıksız ve hatta gün içinde birkaç kez zam yapıldığını, o dönemlerde çalıştığım zamanlarda yılda %100 den fazla zam aldığımı, ki malum bu yüzlerle ifade edilen zamların bile yetmediğini, gelecekle ilgili hiçbir olumlu düşüncenin olmadığını, özellikle sigorta hastaneleri başta olmak üzere tüm hastanelerde ve sağlık kuruluşlarında yaşanan bir dünya sorun olduğunu, hatta bu sorunların her gün artık haber yapılmasının bile haber değeri taşımadığını, önceki hükümetlere duyulan güvensizliği, sürekli milletin ağzında bir askeri darbe lafının eksik olmadığını, sosyal güvencenin neredeyse sıfır olduğunu, sosyal sigortalar kurumunun neredeyse iflas etmek üzere olduğunu ve bunlar gibi daha burada saysam bitmez sorunları nasıl unutuluyor. Şimdi var mı böyle şeyler?
Bunları yapan medyada balık hafızası mı var? Veya haşa Türk İnsanı’nı balık hafızasına sahip mi sanıyorlar? Bu ne cüret? Herşeyin sorumlusu bu hükümet mi? Bu hükümete oy verenler bu hükümeti iktidar yapmadılar mı? Daha seçim arefesinde dahi hükümete olmadık sözler söyleyerek, sözde hükümeti ama nezdinde oy veren halkı küçük gören bunlar değil mi?
Şimdi kendimize şunları sormalıyız:
- Öncelikle oy vermezsek bunun kime faydası olur?
- Oy vermezsek, ekonomi ile ilgili laf söylemeye ne hakkımız olur?
- Mevcut hükümetten daha iyi bir yönetim yapacağını iddia edenlere ne kadar güveniyoruz?
- Mecliste bulunan partilerden, daha önceki hükümetlerde bulunan ve hatta iktidarda olanlardan hangisi işini tam anlamıyla yerine getirmiş?
Ben artık eski partileri mecliste görmek istemiyorum. Bırakın meclisi, onları yerel yönetimlerde dahi görmek istemiyorum. Oyumu da mutlaka kullanıcam ve medyada bas bas bağırılan seçimle ilgili yanlı haberlere rağmen hakedenlere vericem.
Hazır yeri gelmişken bir de DTP adı verilen bir partiden kısaca bahsetmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde VAN adında bir ilin adını WAN yazacak kadar bilgisiz ve cahil, güzel ülkemi bölmeye bu kadar hevesli, terörü alenen destekleyen ve terörle içiçe olan, doğuda insanlara silah zoruyla kendisine oy verdiren, tüm dünyaya bir yalanı bas bas bağıran, her platformda haktan hukuktan bahseden ve aksine terör yandaşı böyle bir partinin, hala Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında benim paramla tutulmasından utanç duyuyorum.
Özellikle AKP’ye karşı birlik olmuş diğer partilerin DTP konusunda bu kadar sessiz, korkak ve duyarsız kalmalarına bir anlam vermek mümkün değil. Ergenekon davası gibi, ucu bir yerlere dokunan bir davayı kararlılıkla sürdüren hükümete yüklenmeyi bir kenara bıraksınlar da, öncelikle oy kaygısı dahi olsa DTP konusunda acil birşeyler yapsınlar. O zaman görelim muhalefet nasıl yapılıyormuş.
Ülkemiz için, kendimiz için, çocuklarımızın geleceği için, mutlaka oy kullanalım ve kimin hak ettiğini düşünüyorsak oyumuzu ona verelim.
Ekonomi diye başladım ama yine siyasete daldım. Devam edeyim…
Basit ticaret sistemini öncelikle tüm muhasebeciler bilirler. Malumunuz bir balıkçı vardır, bir değirmenci, bir çiftçi, kasap, oduncu, demirci.. böyle insanların olduğu bir köy düşünün. Bu köyde et, süt, yumurta, balık, ekmek, giyecek, yakacak ve yaşam için gerekli diğer gerekenler üretilir. Aynı zamanda köy halkının hepsi de tüketicidir ve tüm üretilenler yaşamak için gerekli birer gereksinimdir. Lidyalılardan önce malumunuz adam bir balık verir, karşılığında ekmek alır. Kısaca ticaret mal takası ile yapılmaktadır.
Dünyanın az gelişmiş ülkelerinde bu gibi gereksinimlerden bazıları yoktur ve bu ülkeler diğer ülkelere muhtaçtırlar. Bizler hamd olsun istersek kendi kendimize yetecek güce ve potansiyele sahibiz. Dışarıya mahkum olduğumuz tek konu abd doları ve uşağı petrol. Ancak bizde petrol yok mu? O da ayrı bir konu…
Tüm bunların sonucunda soru şu: Bu neyin krizi?
Geçen gün bir haber kanalında 1 profesör ve 1 sanayicinin konuşmacı olarak katıldığı bir programı izliyorum. Sanayici ekonomik krizle ilgili düşüncesi sorulduğunda aynen şunları söyledi: “Dünyada krizin sebebi belli ama televizyonlar bunu alenen dillendirmiyor. Sürekli morgıç diyorlar ama asıl sebebinden tamamen uzak duruyorlar. Asıl sebebi, Amerikan ekonomisinin karşılıksız ve yüksek kazanç vaadiyle bastığı değerli ( ama aslında 5 para etmez ) kağıtlar ve bunlara yatırım yapanlardır. Bu kağıtları basanların iflas ettiğini açıklaması sonucunda, bu kağıtlara yatırım yapanların paralarının ödenmemesi sonucu ciddi bir para açığı ortaya çıktı. Amerika her fırsatta karşılığı olmayan abd dolarını basarak açığını kapatmaya çalışsa da, reel piyasada bunun karşılığını göremedi. Türkiye’de krizin olmasının sebebi de, bazı büyük patronların da bu değersiz kağıtlardan ciddi miktarlarda alması. Neticede karşılıksız olarak aldıkları bu kağıtlar sonucu ciddi paralar kaybetmesidir. Bu kaybettikleri paraları çıkartmark için en basit olarak işçi çıkartmaya başlamalarıdır.”
İşte gördüğünüz gibi bu ve buna benzer birkaç sebep ve para babaları dediğimiz kişilerin paralarını kendi ülkelerine ve sanayilerine yatırmamaları sonucu bu durumu yaşadığımız açıkça görülmektedir. Onların akılsız yatırımlarının hatasını bizler çekiyoruz.
Krizden çıkmak için alabildiğiniz her ürünün öncelikle Türk Malı olmasına dikkat edin. Moral çok önemli, basın ve yayın organlarında kriz ve kötümser haberler görünce hemen değiştirin. Çevrenizde, eş, dost ve akraba ziyaretlerinde olumsuz konuşanlara kulak asmayın ve aksine olumlu konuşun. Bu medya gücüne karşı direnin ve fısıltı gazetesine güvenin. Büyük firmalar yerine küçük esnafı tercih edin. Mahalle bakkalı belki pahalı geliyor ama alabileceğiniz ne varsa alışveriş yaparken alın. Aksi taktirde küçük esnaf kalmayacak ve bizler büyük alışveriş merkezlerinin tekel olmalarına alenen izin vermiş olacağız. Tasarruf yapın ama paranızı boşa biriktirmeyin. Alacağınız birşey varsa ve paranız varsa alın. Yok piyasa kötüymüş, yok dolara yatıriyim, yok altın alayım aman yükselir derseniz, o zaman zaten krizi sizler yaratırsınız.
Tamam işsizlik var ama zaten vardı. Medya hep işten çıkartmaları söylerken, işe girenlerin haberini hiç yapmıyor. Doğalgaz fiyatları düşerken, petrol fiyatları konusunda bir haber görüyor musunuz? Niye? Çünkü doğalgaz hükümetin kontrolünde ama petrol ürünleri medya patronlarının elinde.
Akıllı olalım, gerçekte ne olduğunu görelim, bizler bu krizi de atlatırız, sonrasını da atlatırız. Bizler her türlü güçlüğü ve zorluğu atlatacak bir ülkeyiz.
İnanmaya varsa, Kurtuluş Savaşı’nı hatırlasın, bilmiyorsa alsın bir kitap okusun. İnanmaya varsa Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini okusun.Bizim nelerle karşı karşıya olduğumuz ve neleri başardığımızı ve hatta nasıl başaracağımızı öğrensin.
Yorum Yapabilirsiniz
Önce üye girişi yapmalısınız.